Genel Başkan Yardımcımız İbrahim Halil Topallar’ın Kaleminden “dersimiz: Hayatta Kalmak!” - Köşe Yazısı
Köşe Yazısı // 27 Mart 2026 Cuma
Genel Başkan Yardımcımız İbrahim Halil TOPALLAR’ın Kaleminden “Dersimiz: Hayatta Kalmak!”

DERSİMİZ: HAYATTA KALMAK!

Her sabah sınıf kapısının eşiğinde bıraktığımız şey artık sadece ceketimiz veya çantamız değil; doğrudan can güvenliğimizdir. Bugün binlerce öğretmen koridorda yürürken o günkü ders planını değil, zihninin karanlık köşesindeki o uğursuz soruyu büyütüyor: “Acaba bugün hedef ben miyim?”

Artık yeter! Karşı karşıya olduğumuz tablo basit bir “asayiş” vakası, münferit bir öfke patlaması değildir. Bu; sistemli bir toplumsal çürüme, bilinçli bir değersizleştirme ve eğitimin kalbine saplanmış bir hançerdir.

Neden durmuyor? Çünkü kaleler yıkıldı!

Bir psikolojik danışman gözüyle açıkça ifade ediyorum: Şiddet, sınırın bittiği, otoritenin silindiği yerde başlar. Eğitimi bir “hizmet sektörü”, öğretmeni ise “not veren bir makine” veya “müşteri memnuniyeti sağlamak zorunda olan bir personel” konumuna indirgeyen anlayış, bugünkü şiddetin asıl failidir. Veli profili; öğretmeni bir rehber değil, kendi egolarının tatmin aracı olarak görmeye başladığından beri okulun kutsiyeti bozulmuştur. Okul kapılarına dikeceğiniz X-ray cihazları bizi korumaya yetmez. Demir kapılar bedeni korur ama ruhu ve saygınlığı koruyamaz. Bizi koruyacak tek şey; öğretmene kaybettiği o toplumsal dokunulmazlık zırhını derhal iade etmektir.

Şiddetin arkasındaki acziyet ve “cezasızlık” kültürü

Okulda şiddete başvuran el, aslında derin bir yetersizlik duygusunun, felç olmuş bir empati yeteneğinin dışavurumudur. Ancak bu psikolojik yıkımı besleyen çok somut bir gerçek var: Cezasızlık algısı.

“Yaparım ve yanıma kâr kalır.” düşüncesi, her yetersiz yasal düzenlemede, her geçiştirilen taziye mesajında biraz daha kemikleşiyor. Analizler net gösteriyor ki; bir öğretmene atılan tokat, sadece o öğretmenin şahsına değil, devletin egemenliğine ve geleceğine atılmıştır. Adaleti hukukta değil, kaba kuvvette arayan bu güruh, ceza yasalarındaki boşluklardan sızan zehirle besleniyor. Soruyorum: Biz daha kaç meslektaşımızı toprağa verip, kaç taziye mesajı ile vicdan tazeleyeceğiz?

Söz bitti, sabır tükendi: Tebeşiri bıraktık!

Biz, Eğitim Gücü Sen olarak 3 Mart’ta “Can Güvenliğimiz Yoksa Eğitim de Yok” diyerek tebeşiri bıraktık, sınıftan çıktık. Bu bir grev, bir tatil değil; bir imdat çağrısıdır! Kalem tutan ellerin, cehaletin ve barbarlığın silahına kurban edilmesine artık seyirci kalmayacağız. Sınıfın sessizliği, sokaktaki sesimizden daha büyük bir derstir, anlayana.

Bu karanlıktan çıkış için pansuman tedaviler değil, cerrahi müdahaleler şarttır:

Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK), öğretmene şiddeti en ağır “katalog suçlar” kapsamına almalı; hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) gibi kaçış yolları tamamen kapatılmalıdır.

Okullar sadece kapıdaki bekçiyle korunamaz. Profesyonel güvenlik kadrolarının yanı sıra, okulların “psikolojik bağışıklığını” artıracak güçlü PDR servisleri kurulmalıdır. Şiddet patlamadan önce önlenmelidir.

Eğitim, “piyasa” mantığından derhal kurtarılmalıdır. Okul bir işletme, öğrenci müşteri, veli ise patron değildir. Okulun manevi otoritesi yasal ve idari olarak tahkim edilmelidir.

Yaşatmak için yaşamak istiyoruz

Biz sınıflarda ölmek, darp edilmek veya hakarete uğramak istemiyoruz. Biz sınıflarda yaşatmak, keşfetmek, bir çocuğun gözündeki ışığı yakalamak ve bu ülkenin geleceğini ilmik ilmik örmek istiyoruz.

Şunu herkes duysun: Öğretmenini koruyamayan bir devlet, aslında kendi geleceğini feda ediyordur. Biz geleceğimizi feda etmeyeceğiz! Meslek onurumuzu, can güvenliğimizi ve eğitim hakkımızı söke söke alacağız.

İbrahim Halil TOPALLAR
Uzman Psikolojik Danışman & Eğitim Gücü Sen Genel Başkan Yardımcısı

ONLİNE ÜYELİK Herkesin sustuğu yerde "Hak mücadelenizin gür sesi olarak BİZ varız.“ anlayışıyla kurulduk. "Mesele ve sorun varsa çözümü de var." inancıyla yola çıkmış Eğitim ve Bilim Gücü Dayanışma Sendikası -EĞİTİM GÜCÜ SEN- bu amaçla kurulmuştur.
Online Üyelik